Sevinç Erbulak Ayın Konukları: Nergis Öztürk ve Cemal Toktaş Ayın Konuğu

Sevinç Erbulak Ayın Konukları: Nergis Öztürk ve Cemal Toktaş

“Aşık Olan İki Kara Balığın Yaman Öyküsü”

Genel prova haftamın en zor günü. Çekimden provaya, tekrar çekime koşturduğum günlerden birinde; TaşKabare’ye ulaşıyorum 10 dakika geç kalarak… Dışarısı çok kalabalık, Güney ile kendimizi içeriye atıyoruz. İçerisi de öyle. Yemek yiyenler, sohbet edenlerle dopdolu. Mis gibi bir mekan.

Duvarlarda afişler…

Ne güzel bir yere geldik diye düşünüyorken Nergis’i görüyoruz önce. Pırıl pırıl. Küçük kara balıkların kız olanı o. Biraz arkasında da diğer Küçük kara balık var, o da Cemal.

Daha sessiz olur, röportaj için aşağıya inelim mi ? Ne içersiniz diye soruyorlar bize.

Ben o sırada oyun oynadıkları sahneyi, girdiğimiz bu kattaki sahne zannedip bayılıyorum. Henüz şahane öykülerini dinlememişim, onları yakından tanımamışım ve anlattıklarına hiç şaşırmamışım.

Devamı, işte şimdi başlıyor; karşınızda aynı nehirde yüzerken tanışan ve aşık olan iki kara balığın yaman öyküsü…..

Ya da Yaman’ın öyküsü…

Evet, merhaba… Buraya gelmeden önce Taşra Kabare ile ilgili tabii biraz kopya çektim. Ama kopya çekeceğim çok güzel bir siteniz vardı, ne yapayım ☺ Şimdi sitenizde diyorsunuz ki: “Kökeni geleneksele dayanan”…  Bu çok ilgimi çekti çünkü ben bu kelimeye çok aşinayım. Önce Taşra Kabare’nin doğumunun hikâyesini dinleyebilir miyiz sizden? Kimin aklına geldi? Bu buluşma nasıl gerçekleşti?

Cemal Toktaş: Taşra Kabare… Taşra Kabare… Nergis’le benim ayrı ayrı hayallerimizmiş aslında.

  • Vaay…

Cemal: Bir araya gelince bu hayallerin buluştuğu nokta oldu. Bir kültür-sanat yapım merkezi. İlk “Temizlik İşleri” adlı oyunla geçen yıl başladık ve Taşra Kabare’yi kurduk. Kendi yazdığımız bir oyundu, kara güldürü…

  • Tanışıklığınız nereden? Ayrı ayrı hayal ederken nasıl bir araya geliyorsunuz?

Nergis Öztürk: Biz evliyiz zaten (gülüşmeler)

  • Ne? Aa! Ay çok pardon ben… Haa onun için, oradan geliyor demek? Eee ben bilmiyorum evli olduğunuzu… Ay çok şaşkınım şu an…

Nergis: Biz Cemal’le aynı dizide çalıştık, ondan önce de yine bir dizide çalışmıştık. İşte orada aşık olduk birbirimize, evlendik…

  • Çok güzel! Bilmiyordum, şu an duyuyorum, ay çok şaşırdım ben yahu 😉


Nergis:
Ben de onu tahmin ettim ☺ Bir de çocuğumuz var. İki yaşında…

  • Ya! Kesinlikle şu anda yine şoka giriyorum.

Cemal: Yarın İki yaşına giriyor.

  • Harika… Kız, erkek?

Nergis: Erkek.

  • Adı ne?

Nergis: Yaman.

  • Evli olduğunuzu da bilmediğim için… Çok güzel yahu.

Nergis: Evet evet, evlendik biz… Hemen çocuğumuz oldu.

  • Harika!

Nergis: Hep de yani birlikte…  Sevgililik süreci, sonra da evlilik… Yani birlikte olmaya başladıktan sonra da ortak hayallerimizmiş dediğim gibi…

  • Harika bir şey… Şu an çok heyecanlandım.

Nergis: Taşra Kabare ismi aslında Cemal’in; yani  taşra kelimesi Cemal’den geliyor. Onun hikâyesini o anlatsın. Ortak hayalimiz dediği şey de kabare yapmak. Benim de çok girişimim oldu. Cemal’in de yazılı girişimleri olmuş. Yani ortak hayal dediğimiz bu. Kabare’nin olmasının sebebi de o biraz önce okuduğun şeyler, sitemizde yani. Hepsini içinde barındırıyor bu kelime zaten. Taşra da… Kasabalılık değil de onun kelime anlamı…

Cemal: Yani işte bir kavram olarak ele alırsak Taşra’yı, biz altını farklı kavramlarla desteklemeye çalışıyoruz.

Ya bu biraz şey mi? Öyle yukarıdan bakmama hâli mi? “Merhaba, biz sizdeniz” filan yani…

Cemal: Yani evet. O aralar tam da benim öğrencilik dönemimde böyle çok sokak röportajları falan oluyordu hep; “Haydi halka inelim, halk ne düşünüyor” diye… “Pardon, neredeki halka iniyorsun?” gibi bir şeye takılmışım ben de.

  • Süper!

Cemal: Okulda ikinci yıl kafasıyla filan… “Halk nerede ki iniyorsun, halka inilmez, halkın huzuruna çıkılır” zihniyetiyle meydana gelmiş bir kavram aslında. İşte bunun içinde misafirperverlik, samimiyet, bir arada olma…

Nergis: Hoşgörü…

Cemal: Hoşgörü, adalet…

Nergis: Yani bir insanda olması gereken…

  • Hiçbir farkımız yok demenin bir yolu belki de…

Cemal: Yaa işte bu… Bu minvalde de yukarıda kabare katını gördünüz az önce; burada da aynısını yapmaya çalışıyoruz. Kulis yok, kulisi burası olarak kullanıyoruz. Seyircinin içinden antre yapıyoruz. Hem konsere gelen sanatçı arkadaşlarımız hem de biz… Burada da aynen öyle; oyuna çıkıyoruz, insanlar burada oturuyor, selamlamadan sonra aralarından kulise çıkıyoruz. Yani sanatçıyla  halkın arasında bir mesafe var gibi değil.

  • Çıkmak-inmek kavramlarını artık biraz bitirmek gibi…

Nergis: Evet.


Cemal:
Evet. Mesela burada, tribün sistemine kadar çok subliminal aslında, kör göze parmak olsun istediğim bir şey de değil fakat bakın burada biz zemindeyiz onlar yukarıda, yani seyirciler. İşte böyle bir algıdan dolayı “Taşra”. Kabare de hepsini içinde barındırdığı için… Nasıl diyeyim, geniş bir alan sağladığı için ve bu tür bize çok yakın olduğu için taşra ile kabare birleşti işte.

  • Yahu müthiş! Peki o ilk kendi yazdığınız oyun? “Temizlik işleri”? Ben şimdi bu  mekan yeni olduğu için soruyorum, röportaj yaptığımız mekan yani; yukarıda mı başladınız onu oynamaya?

Nergis: Yok. Biz onu geçen sene oynamaya başladık. Aslında buranın kuruluş hikâyesinin bir parçası da o. “Temizlik İşleri”ni Cemal yazdı. Biz onu geçen sene çıkardık ve bir takım yerlerde, işte sizin de yaşadığınız süreç gibi, bir takım özel tiyatrolara belediyelerde oynamak gibi koşturmalar yaptık. Toplam on oyun mu oynadık, oynayabildik?

Cemal: 15 oyun oynadık.

Nergis: Eee tabii bazı tiyatroların programı, belediyelerin başka algıları filan sebebiyle biz oyunu bir türlü oynayamadık. Ama tabii o işin içinde çok emek var. Taşra Kabare bu mekanda kurulmadı. Geçen seneden başlayan bir hikâye bu, Taşra Kabare’nin yaratım süreci… O zaman mekansızdık ama.

Bir evrende o kuruldu ve kurulduğunda mekansızdı yani…

Nergis: Oyunla başladı, evet. Oyun da bizim oyunumuz. İkimiz de oyunculuk mezunuyuz, ilk yaptığımız iş ve en iyi bildiğimiz yerden başladık; yoksa tabii bir yapım merkezi olarak kuruldu Taşra Kabare. Yani bizim başka hayallerimiz de var yapmak istediğimiz ama en iyi bildiğimiz yerden başladık ve hayatımızda hep olmasını istediğimiz bir yerden. Derken, bir mekan kurulması bir müddet sonraya atacaktı ama bu kadar çok sahnesizlik durumu ve bizim uzun bir süre iş yapmıyor olmamız çok fazla düşünmemize sebep oldu…

Yıldırdı, değil mi?

Nergis ve Cemal: Evet. (O kadar aşık ve öylesine bir bütünler ki artık, bu evet kelimesi hep aynı anda çıktı ağızlarından)

Nergis: Biz de biraz kafayı kırıp girdik yani…

  • Mekanı mı hızlandırsak acaba gibi?

Cemal: Mekan bakmaya filan başladığımızı farkettik. Birileriyle görüşmeye başladığımızı farkettik. Sonra imkânlarımızı değerlendirdiğimizi, tekrar geriye dönüp baktığımızı farkettik. “Aa, neden olmasın acaba o zaman” diyerek burası çıktı karşımıza.

  • Burası nasıl çıktı karşınıza?

Nergis: Başka bir yere bakıyorduk, o sırada böyle de bir yer varmış diye Cemal’in ilanda gördüğü yukarıda bir yere bakmaya gittik. Böyle nasıl desem, bölüm bölüm eski bir ev… Sonra oradaki emlakçı “Elimde bir yer daha var” dedi. Cemal anlatıyordu “Şöyle olacak, böyle olacak” diye o sırada adama… Sahne için şöyle bir yer lazım, işte kulisi olacak; seyirciler rahat rahat bekleyecek filan derken adam “Haydarpaşa var elimizde, orayı kiralayalım size” dedi (E onca isteği ancak Haydarpaşa Garı karşılar bence de. Ah keşke olsa, keşke orası da sizin olsa) Sonra “Elimde bir yer var” dedi, işte burası; gerçekten yeni yapılmış, tertemiz, yepyeni bir bina; mermerler, bembeyaz floresan ışıklar ama böyle bekliyor sahipleri kiralamak için. Bir senedir filan kimseye kiralamamışlar burayı. Şurayı şöyle yaparız, burası sahne olur mu olur, iki katını kiralayalım değil mi derken, bir de kolonsuz bir yer olunca tabii…

Cemal: (Gülüşmeler) Her tiyatrocunun derdi, değil mi?

Nergis: İlk önce burayı kiralayalım dedik, yani alt katı; ama bölmediler. Ama üst kat da olur mu derken üç kat… (Keşke 100 katınız olsa)

  • Haaa, önce şey diye düşündünüz, “Tek kat iyiydi yahu” ;))))

Cemal: Eee bunun üst katı da olabilir mi acaba dedik, sonra alt kat olsa nasıl olur filan, ama bak daha bugün tekrar konuştuk sığamazmışız hakikaten.

Nergis: Yok sığamazmışız.

Cemal: Buraya da sığamazmışız yani.

Nergis: Mümkün değil.

  • Belki daha da sığamayacaksınız ve…

Nergis: Yani daha da sığamamazlık yapmasak iyi olur (gülüşmeler). Onu bugün söyledim, “Şuraya bir şey mi?” dedim, ki tadilat yok artık hayır ;))

Cemal: Bitmiyor çünkü…

Nergis: Merdiveni kırsak mı filan yok… Yok…

  • Gerçekten oyunculuk dışında yüz binlerce şey düşündüğünüz bir şey hâline geliyor, değil mi? Mekan, işletme… Bu büyük bir beceri çünkü  ve oyuncu da mekanı işletene kadar…

Nergis: Cemal de var.

  • Haaaa ;)))


Nergis:
Yani o gerçekten bir önceki hayatında restorant işletmecisiymiş zaten.;)))

  • Yukarısı aynı zamanda, hani adam burada kabare de izlemese, oyunu da izlemese, bunlarla hiçbir alakası olmasa da yemeğini yiyor…

Cemal: İçkisini içebiliyor.

  • İnanılmaz zor bir şey yapıyorsunuz.

Cemal: Yani şöyle bir güzelliği oldu tabii, hani hikâyeyi anlatıyoruz ya, işte kimseye çaktırmıyoruz. Burayı bulduk. Hemen mimar arkadaşımız var o da şu an burada sahneye çıkıyor.

  • Aa!

Nergis: Evet konserler veriyor. İşte ona böyle çaktırmadan çizdirdik bir plan. Burayı böyle, güzelce ölçülerini aldırdık. Tabii sığar mıyız? Nasıl sığarız filan…

Cemal: Bir de Almanya turnemiz var o sırada, “Temizlik İşleri”ni geçen yıl nisan ayında Almanya’ya götürüyoruz. Çaktırmadan, Nergis’e bile çaktırmadan planları koydum ben çantaya. Gittik beraber Almanya’ya, mesela şu anda mutfağımızın şefi teyzemiz, Nergis’in öz teyzesi…

  •   Mükemmel!

Cemal: Almanya’da bu işi yapıyor. Biz ilk gittik dekor filan derken, akşam aile meclisinde ben çıkardım planları, dedim ki “Böyle böyle bir şey var. Evet?” 

Nergis: Restorant?!? Yani hiç bilmediğimiz bir şey… Kabare yapmak istiyoruz ve içinde mutlaka yiyip içmek de istiyoruz. Ama hani restorant? Şef? Yemek? Menü filan hiçbir fikrimiz yok…

Cemal: Ve onlar bize diyor ki “Mutfakta ne yapacaksınız?” Mimar arkadaşımız yani. “Bana onu verin ki ben ona göre çizeyim.”

Nergis: Bir inşaatta teknik olarak önce mutfağın belirlenmesi gerekiyormuş…

  • Vay!

Nergis: Çünkü…

  • Kalbi mi mekanın acaba?

Cemal: Evet, öyleymiş. Her şey ona göre düzenlenirmiş.

Nergis: Evet. Elektrik sistemi, havalandırma sistemi…

Cemal: İşte teyzemiz bizi yönlendirdi. O olsun, bu olsun, şöyle bir menüsü olsun filan darken… Günün sonunda (içeri giren birine) Yanlış geldiniz diğer merdivenden aşağı ineceksiniz. (Muhtemelen akşam oyuna gelecek olan bir seyirci tuvaletin yerini karıştırıyor…) 

  • Her şeye hâkim gerçekten… (gülüşmeler)

Cemal: Günün sonunda “Çocuklar ben size anlattım ama isterseniz ben gelip mutfağın başın geçebilirim” deyince bir şalter daha kapanmış oldu bizde…

  • Teyzenin adı ne?

Nergis: Gülcan Güzel. Ama o orada zaten aşçılık yapıyor. Yani oradaki mesleği o fakat buraya gelme istekleri de vardı sanırım onların da…

  • Ayy şaka mı bu ya? 

Nergis: Evet, aynen. Onlar da oradaki hayatlarını bırakıp geldiler.

  • Yaşamlar değişmiş.

Cemal: Tabii tabii…

  • Ülkeler değişmiş Taşra Kabare için…

Nergis: Tabii orada bir işi vardı. Sonuçta orada da bir yerin şefiydi ve kalkıp buraya geldi.

Cemal: Bizim için.

Nergis: O yüzden de Alman- Türk mutfağı gibi bir şey oldu burada. Oraya özel şinitzeller filan…  Menü tarafımız da butik bir menü; bayağı onun kendi tarifleri, makarnaları; o şekilde bir şeyler yapıyor.

Cemal: Sonra ekmeğimizi kendimiz yapıyoruz. Makarnamızı kendimiz yapıyoruz. Burada kullanılan salçalarımız köyde yapılıp gönderiliyor. Unumuz Trakya’dan gidiliyor alınıyor…


Nergis:
Yani tam ne kadar organik diyebiliriz bilmiyorum ama şu anda ulaşabileceğimiz en organik mutfağı oluşturduk işte.

  • Güney ben ağzımı kapatmıyorum şu an… Her şeye yani.. Evli olduğunuzu bilmediğime de şaşkınım.. Bu çok heyecan verici ve ne bileyim yani şu an bütün sorularım değişti bir anda, hiç bakmayacağım defterime ben artık yahu. Karı-koca aynı sahneye çıkıyorlar sonra çocuklarına gidiyorlar, eve; Yaman’a. Çok acayip. Acayip mutlu oldum şu an… İnanılmaz bir şey!

Nergis: Aslında hepsini de anlattık.

Cemal: Bütün sorulara da cevap verdik sanırım.

  • İki sahneli… Az evvel böyle dediniz ya, iki sahneli dediğiniz: Kabare ve…

Nergis: Sofa. Biz buraya sofa diyoruz.

  • Sofa’da kimler oynuyor? Bilsin seyirciniz diye soruyorum. Neler oynuyor burada, bu katta? Böyle bir sürü soru soruyorum siz istediğiniz yerden başlayarak cevaplayın lütfen. Sofa’da oynayacak olan oyunlar ne mesela? Sizin dışınızda oynayacak olan oyunları neye göre belirliyorsunuz? Mesela bu tercihler; işaretlediğiniz ve işaretlemediğiniz tercihler önemli bence. Kabare katında kimler oynuyor? Yani seyirci burada neleri seyredebilir bu sezon?

Nergis: Sofa’yı anlatayım ben. Sofa’da, bizim buraya yaptığımız “Ölüm Hastalığı” diye Mehmet Ada Öztekin’in yaptığı bir oyun var; bir sinema yönetmeni, bilirsiniz… Biz onu her cuma oynuyoruz burada 20:30’da. Bizim dışımızda “Evvel Zaman” oynuyor her pazartesi, her çarşamba “Şato’nun Altında” oynuyor. Cumartesi de farklı, saat 16:00 matinesi var.

  • Neden saat 16:00?

Nergis: Çünkü yukarıda konser var ve bu teknik bir mesele. 20:30 olursa cumartesi konseri çok sarkıyor. Biz cuma oynuyoruz çünkü bizim oyunumuz 40 dakika. Biz sürekli bir sirkülasyon düşünüyorduk fakat henüz o teknik olmuyor ama burada şu an oynanan oyunlar 50 dakika, 60 dakika, 70 dakika ve şu an burayı kaldırabiliyor, mekanın iki katını da… Şubat ayında da her cumartesi başka bir oyun olacak. Mesela Sarı Sandalye’nin “Açlık” diye bir oyunu var, “Aşağılık Adam” diye bir başka oyun daha oynayacak iki cumartesi, bir cumartesi de “Yılın En İyi Kadın Oyuncusu” oynayacak.

  • Biliyorum onu; uzun zamandır oynanan bir oyun, değil mi?

Nergis: Şubat programımız böyle. Mart’ta “Şato’nun Altında” ve “Evvel Zaman” devam edecek ama cumartesi gruplarını henüz bilmiyoruz. Neye göre belirliyoruz, tabii biz öncelikle sahnesiz bir tiyatro…

  • Topluluk… Çünkü bunu yaşamış bir…

Nergis: Evet evet. Tabii ilk hayalimiz öyleydi ama ilerleyen zamanlarda biraz izlememiz gerektiğine karar verdik; aslında bize gelen Güray ve Gülce’ydi. Biz onlardan talep etmeden “Gelin bir oyunumuzu izleyin” dediler. Ama aslında kötü de olmuyor çünkü bu sahne bütün oyunları kaldırabilecek bir sahne değil, neticede küçük.

  • Kesinlikle!

Nergis: Biz ilk önce gidip oyunları izliyoruz. Ondan sonra burada bir sahne amirimiz var, Kenter Tiyatrosu’nun emeklisi Feridun Ağabey… Belki görsen tanırsın…

  • Evet evet görsem kesin tanıyabilirim.

Nergis: O bizim sahne amirimiz. Bu katın şefi o.

  • Sofa Şefi…

Nergis: Evet. Onunla görüştürüyoruz mutlaka teknikten birini, sonra sıkıntı çıkmasın diye. Ondan sonra da birlikte program yaparken belli günlere koyuyoruz oyunları.

Cemal: Uydurmaya çalışıyoruz yani, seçici bir kurul gibi bir durum yok ama şöyle bir algı oluşmaya başladı: Daha dört aylık bir mekan fakat bir gelen ikinci gelişinde bir arkadaşını tutup getiriyor “Gel çok güzel bir yer keşfettim” diye…

  • “Yiyoruz, içiyoruz sonra şahane bir şey seyrediyoruz” diyorlardır… 

Cemal: Ve içecekleri ile inebiliyorlar oyunu seyrederken.

  • Vaay!

Uğur……: Öyle durumlar var, şimdi bu da bir algı yaratmış oluyor, bir yere taşıyor çıtayı da; sonuçta şuraya geliyor: “Haydi nereye gidelim?”

  • “E haydi Taşra’ya gidelim. Ne var? Ne varsa iyidir zaten. Ya da güzel, iyi vakit geçireceğiz.” Bu kadar kısa sürede böyle bir algı…

Cemal: Evet böyle olmaya başladı…

Nergis: Evet başladı. Bu güzel bir şey herhalde ama geçen seneden başlayan Taşra Kabare’yi biraz markalaştırmak meselesi… Hani onun başka kelime anlamı var mı bilmiyorum ama, buradan bir marka yaratmak.

  • Hani vardır ya öyle oyuncular. Mesela ben öyleyimdir, bir oyuncunun yeni bir oyunu olduğunu ya da yeni bir filminin geleceğini duyunca hiçbir şey sorgulamadan gidersin ya…

Nergis: İşte biz onu yapmak istiyoruz.

  • Mekanın adı dört aya rağmen böyle hissettiriyor demek. Harika !

Cemal: Evet, öyle bir yere geldi açıldığından bu yana.

  • Peki Kabare’de neler oynuyor?

Nergis: Kabare’de biz oynuyoruz.

  • Ne oynuyorsunuz?

Cemal: Şu an “Kel Şarkıcı”yı oynuyoruz. Her perşembe de “Kel Şarkıcı” var.

Nergis: O da bizim sabitimiz; yani alt katın sabiti “Ölüm Hastalığı”, üst katın sabiti “Kel Şarkıcı”.

Cemal: Ayda en az yirmi tane de konserlerimiz oluyor.

  • Ne?!?

Nergis: Tabii tabii…

Cemal: Yukarıda, üst kata perşembeleri sadece bizim. Salı’ları açık yaptık, keşif gecesi; o gece bilet yok, isteyen geliyor müzik dinliyor…

  • Ne demek bu ? 

Cemal: Ücretsiz, yeni gruplar…

Nergis: Normalde biletli giriş var bizim mekana.

  • Sanat köyü kurmuşsunuz Kadıköy’de haberimiz yok.

Cemal: Öyle bir durum… Çarşambaları ilk albümü çıkaran arkadaşlara fırsat veriyoruz. Perşembe’leri biz “Kel Şarkıcı”yı oynuyoruz; onun bir orkestrası var oyunda çalıyor, oyundan sonra da on beş dakikalık bir moladan sonra kendileri sahneye çıkıyorlar ve gecenin sonuna kadar “Kel Şarkıcı Orkestrası” olarak konsere devam ediyorlar. İnsanlar isterlerse kalabiliyorlar. Oyundan sonra açık bir gece hâline geliyor. Cuma, cumartesi de etkinlikten sonra sabit arkadaşlarımız var artık her ay bizimle olan…

Nergis: Sema Moriz, Nuri Harun… Çağdaş da geliyor… Bir iki ay yapamadık ama Eski Bando da var. Onlar bu mekanda her ay çıkan sanatçılar; cuma ve cumartesi günleri.

Cemal: Ayda bir de Yiğit geliyor, Yiğit Sertdemir.

  • Ne yapıyor?

Nergis: “Yıllar Geçse de Üstünden”…

  • Ay tabii canım; tamam, Fikret Kızılok gecesi. Çok güzel o.

Cemal: Onu da Kabare’de yapıyor.

Nergis: İki gösteri yaptı o daha burada.

Cemal: Her ay yeni arkadaşlarla tanışıyoruz.

  • Keşif Salı’ları..

 

Cemal: Evet Salı’lar sonra Çarşamba..

  • Keşif Salı’ları sonra keşfedilirse? Yani o gece çıkanlar? O zaman da İspatlanmış Çarşamba’lara dönüşüyor mu? ;))

Cemal: Evet evet dönüşüyor. Dündü hatta biri.

Nergis: Kel Şarkıcı orkestrasının klarnetçisi sonra bizim arkadaşımız oldu, sonra o bir grup kurdu, şimdi artık çarşamba çıkıyorlar mesela.Yani burada arabesk de olacak, pop da, caz da; öyle nitelendirmek daha doğru olur. Müzik grupları için arabesk-pop-caz karışımı bir müzik grubu kurdular.

Cemal: Ve Şed koydular ismini. Şed de Türk Müziği’nde bir makamdan öbürüne geçiş. İsmini de öyle koydular…

  • Beğenmediysen gitme eve, yani bir sonraki parça sana hitap ediyor olabilir.

Nergis: Pazar günleri de çocuk oyunumuz var.

  • Hah, sorularımdan biri de oydu.

Nergis: Evet, şu anda burada sabit “Küçük Bir Kukla Süiti” oynuyor.

  • “Küçük Bir Kukla Süiti” oyunun adı mı?

Nergis: Evet. O oynuyor şimdi mesela ama artık yeni yeni başka oyunlar da gelecek. Hem Piyano Evi, yani öyle bir kardeş durumumuz var, hem de arkadaşımız yani; ilk oyunu oydu buranın ama şimdi Taşra Kabare kendi de bir çocuk oyunu yapabilir. Yapımını üstlenebilir. Çocuk oyunu kısmı tabii biraz tehlikeli; biz ikimiz de bulaşmıyoruz ama iyi birileri yaparsa neden olmasın, bir tane de arkadaşımız  var yapacak. 

  • Mesela bu satırları okuyan biri, hâli hazırda onun bir hayali olabilir ve size getirebilir. Taşra Kabare’ye…

Nergis: Belki de. Çünkü çocuk oyunu kısmı şöyle, biz burada pazarları çocuk oyunu olsun; aileler beraber kahvaltılarını yapsın, çocuklar da aşağıda oyun oynasın diye düşünüyoruz. Pazara dair böyle bir hayalimiz var. E çocuk oyunu tabii burada? Hani henüz dört aylık bir mekan ve burada çocuk oyunu da oluyor mu? İşte insanlar yavaş yavaş bunlara alışıyorlar. Burada sahne de mi var? Aa burası tiyatro mu? Başka oyunlar da mı var darken…

  • Yemek yerken oyun mu oynanıyor?

Nergis: Evet. “Burada konser mi var?” gibi hani o şaşkınlıkları geçince biz hepsini hayata geçireceğiz.

  • Çok merak ediyorum, (artık defterimi kapattım, sordukça soruyorum, sohbet şahane; röportaj filan her şeyi unutuyorum buralarda) yani bu dört ayın sonunda böyle cümleler kullanabileceğiniz bir yerden mi start aldınız?

Nergis: Evet.. 

  • Yahu ne kadar emin bir şekilde  evet dedi.

Nergis: Bunu en iyi Uğur biliyor. Çünkü biz Zoo ile çalışıyoruz ilk günden beri basın ve iletişim anlamında ve onlara anlattığımız hayallerden farklı bir şey değil yani bugün gelinen nokta. Onlara da gidip “Biz böyle bir şey yapmak istiyoruz” dedik ve o yüzden netiz, nettik.

  • Hiç vücut bulmayabilirdi çünkü biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, yani bunun sizinle bir ilgisi de olmayabilirdi, değil mi?

Nergis: Yarın ne olacağı da belli değil!

Cemal: İnşaatın tam ortasında neler neler yaşadık zaten.

  • Sekiz ay mı sürdü demiştiniz?

Cemal: İnşaat mı? Hayır, hayır dört ayda bitirdik.

  • Burayı da? Bu kat da dahil?

Cemal: Evet evet. 21 Nisan’da  tuttuk. 21 Ağustos’ta barla, restorantı açtık. 1 Ekim’de de sezonu açtık.

Nergis: Oyunla, “Kel Şarkıcı”yla.

  • Vay vay vay.

Nergis: Evet. Ağustos’ta, çünkü bir denemek için açalım bakalım burayı ne yapıyoruz acaba dedik. İçindeyken de çünkü bir sürü şey öğreniyoruz.

  • Karı-koca… Yani gerçekten böyle bir sorum yok şoka girdiğim için ama artık şokum geçti. Karı-koca nasıl bir şey? Yani aynı meslekte olmak nasıl bir şey bunu zaten hep merak etmişimdir. Çünkü ben çok zor olduğunu düşünüyorum. Ne bileyim adam doktor ya da avukat olsa “Ya bugün de celsede…” filan diye gireceksin eve ama işte ikiniz de aynı anda aynı sorun veya aynı mutlulukla eve giriyorsunuz, hem bu anlamda nasıl bir şey, hem de sahne üzerinde nasıl bir şey? Besleyen ve çoğaltan bir şey mi ikinizi de? Karşılıklı? (hem heyecanlanmışım, hem de özenmişim sanırım; aşkınız da sonsuz olsun)

Cemal: İlk başta zaten, Taşra Kabare yokken, ben bu oyunu yazarken Nergis’in varlığıyla cesaret buldum ve tabii bir kere böyle besleyici bir tarafı var. Aynı zamanda…

Nergis: Ama yazıyormuş zaten oyunu…

  • Yazıyormuş da sonra yazarken Nergis var diyor bak 😉

Cemal: Tabii yazıp da kimseye okuyamamak var, çekinmek var; ama hani birisine ufacık bir şey okuduğunda da “Aa evet…”

  • “Baksana! Bir şey okuyacağım, bir dinler misin?”

Cemal: Evet “Aa, ne güzelmiş” filan, onun gelişmesi var ki taa burada vücut buldu. Bu anlamda tabii çok çok besleyici. Aynı sahnede olmak da aşırı derecede güven veriyor bana. Benim için böyle bir güzellik. 

Nergis: Benim için de öyle tabii, şey bu yani… Sen daha iyi bilirsin, hani o usta çırak hikâyesi ya da yan yana sürekli aynı sahneyi paylaşmak, hani bir müddet sonra insana güven verir ya, bilirsin çünkü ne yapacağını onun.

  • Yani benim çok ağzımın suları akıyor şu anda. Ben aşık olduğum biriyle sahneye çıkmayı değil de, ben şey ezberini çok iyi biliyorum; aynı oyuncu veya oyuncularla bu antremanları defalarca yapmanın güzelliğini, o da aşkın bir türü bence, yani benim şu anda daha önce oynadığım bir sürü partnerimle bir başka evrende ilişkime devam ediyorum aşk anlamında. E bu da aşk gibi bir şey çünkü.

Nergis: Yani. Aynen öyle.

  • Zaten bence sahne beraberliği öyle bir şey, aşktan ne gibi bir farkı olabilir? Ama siz bir de bunu gerçekten yaşıyorsunuz. Nefis.

Nergis: Tabii ki bir sürü stres oluyor; yani böyle bir şeyin altına giriyor olmak, dönemi de değil hani. Evet çok büyük hayal. Ama tabii o sahneye çıkmak bize nefes aldırıyor. Dolayısıyla birbirimizi o kadar iyi tanıyoruz ki artık çok iyi çok güzel bir yolculuk benim için. Diğer taraftan da, mesela biz başta anlattığımız bu inşaat çalışmaları sırasında “Kel Şarkıcı” provalarımızı yaptık ve diğer oyuncu arkadaşlarımız bundan hiç rahatsız olmadı; ama biz iyi ki o provaları inşaat sırasında yaptık. Çünkü biz o sırada nefes alıyorduk. E hem tiyatronun böyle bir nefes aldırma güzelliği var, hem de çok iyi bildiğin biriyle sahneye çıkmış olmanın verdiği…

  • Bütün zamanlamalarını bilirsin. Aşk bu işte! 

Nergis: Evet.

  • Onun bedeninin tüm hareketlerini tanırsın. Müthiş bir şey bu.

Nergis: Tabii şöyle, burayı kurduk ve birlikte oynayalım olduk. Bir de biz birlikte iki sene dizi yaptık ondan önce, hani o dizide 7/24 birlikteydik. İlk defa bir arada çalışıyor değiliz. Zaten oradan gelen bir antreman da var, yani artık birbirimizin hakkında her şeyi biliyoruz. O yüzden çok güzel bir şey, bunun aksi biraz şey oluyor…

Cemal: Hani o senin dediğin, adam mesela bir doktor olsa konuşacak bir şeyi vardır durumu var ya? Birbirini anlama kısmında orada bir eksiklik kalıyor. Yani doktorun yanlış yaptığı bir şeyi biz nasıl anlayabiliriz ya da bizim yaptığımızı o nasıl anlayabilir?

  • Doktorlar bizi sıkıcı bulabilirler ;))

Cemal: Bu anlamda pozitif bir tarafı var bence. Hâlden anlıyoruz yani. Birbirimizin hâlinden.

  • Dolayısıyla birbirinizi besliyorsunuz. Yaa müthiş; var ya, yani oğlunuz büyüyünce, buna, yaptığınız bu şahane şeye aklı erdiğinde; aradan yıllar geçeçek belki düşünsenize; onuncu yıl,  yirminci yıl ve neler düşünecek acaba? Sizinle ilgili neler düşünecek? Benim annemle babam var ya ;))

Nergis: Şu an Taşra Kabare falan diyor tabelayı görünce. “Aa anne Taşra Kabare!”

  • Müthiş, müthiş…  Peki hayal ettiğin oyunların var mı? Eş durumundan mütevellit oynamak istediğin?

Cemal: Bir proje var aslında; bir kabare projemiz vardı bizim kendi yazdığımız, hani kanavası her şeyi ortada da artık kağıda dökülmesi gerekiyor. Fakat buranın hem inşaatı hem o, biraz o kısmına gelemedik daha 😉

Nergis: Çok acele ettik; kaç karpuz, artık yeter. Ama bu dediği şey var tabii, Cemal yazacak onu; o yüzden bekliyorum ben (gülüşmeler). Başka bir şey var mı bilmiyorum ama o var yani yakın bir zamanda.

  • Yine ikiniz sahnede olacaksınız. Ama galiba daha kalabalık olacak.

Cemal: Evet, üç kişilik.

  • Kabare’de mi? Üst katta? 

Cemal: Evet. Arabesk olacak o.

  • İşte hah! Çünkü o kelime vardı sitede, evet!

Cemal: Taşra Kabare’nin arabesk hâli o olacak. Biz “Ölüm Hastalığı”na caz hâli diyoruz. İşte “Temizlik İşleri” poptu. “Kel Şarkıcı” da alaturka hâli…

  • Bir de şu arabeski de koyarsak 😉

Cemal: Çok güzel olacak. (Bence de öyle, çok güzel olacak)

Nergis: Misyonumuzu tamamlamış olacağız.

  • Sonra yeni kelimeler ekleyeceksiniz ve bir gün onlara dair oyunlar oynayacaksınız bence.

Nergis: Artık yeni kelimeler eklemeyelim, bir duralım.

Cemal: Benim bir tane daha hayalim var. Sinema yönetmenleri, birkaç tanesi özellikle, tiyatro oyunu yönetmek istiyor.

  • Evet ya, mesela canım benim, Çağan Irmak da çok ister hep. (Umarım bir gün gerçek olacak bu)

Cemal: Hah, yani mesela. Ben de Mehmet Ada’yla bir yerde karşılaştım. O da söyleyince ben dedim ki “Ne oluyor ağabey? Bütün yönetmenler niye tiyatro yönetmek istiyor?” “Abi” dedi, “çünkü bak,; sinemada tamam kontrol sende ama işte bir sanat yönetmenin, bir görüntü yönetmenin var, yani senden başka yönetmenler de var.”

  • Çok fazla müdür yardımcısı var yani 😉

Cemal: Ve evet işte buna da sen karar veriyorsun, işte kostüme de sen karar veriyorsun dekora da hani karar veriyorsun da birileri yapıyor, sen sadece okey diyorsun. Ve bir yönetmenin görevi sadece oyuncu yönetmektir. Oyuncu yönetimi de sadece tiyatroda var. 

  •  Zaten bu hayali sadece oyuncu yönetmenliğine inananlar kurar. Çünkü yönetmenlerin de, çalıştığım kadarıyla biliyorum, birbirlerinden epey bir farklı olduklarını düşünüyorum. Ama mesela Çağan Irmak, o tam bir oyuncu koçu. O, oyuncunun hislerini yönetmek isteyen bir yönetmen ve dikkat ediyorum şu anda böyle hisseden yönetmenler, tiyatro oyunu yönetmek istiyorlar.

Nergis: Oyuncuyu seven, oyuncuyu merak eder.

  • O zaman burası Mehmet Ada’dan bir oyun bekliyor..

Cemal: Yaptı zaten, “Ölüm Hastalığı”nı o yaptı.

  • Ay kendimi şapşal gibi hissediyorum şu an ☺…

Cemal: Evet evet, başka bir oyun ihtimali daha vardı, biz okuma yaptık filan, o da bize “Ölüm Hastalığı”nı verdi.

Nergis: Öbür oyun için de dedi ki “Yok onu ben şimdi yapamam.”

Cemal: Karşılıklı okuduk ve dedik ki, ama düşün yani o sırada burası yok, henüz herhangi bir hayal yok; dedi ki “Arkadaşlar çok güzel, çok günümüze göre, tamam eyvallah çok da sizlik, evet ben de seve seve yönetirim; ama kendi mekanınız olması lazım bu oyunda. İki kişilik bir oyun ama dekor da oyuncu; hani ben gerçekten görmek isterim orada sinema mantığıyla düşünüp fünyeleri patlatmalıyım, sonra duvarlar parçalanmalı, işte yüzünüze tozlar gelmeli ve her seferinde bu dekor yıkılmalı ve tekrar yapılmalı”…

  • Oldu :)))

Cemal: Yani ikna etti bizi olmayacağına. Biz de dedik ki “Tamam o zaman, Ölüm Hastalığı’nı yapalım.”

Nergis: “Ama” dedi, “benim çok sevdiğim, hep yapmak istediğim bir metin var “Ölüm Hastalığı”; çok istiyorum bunu yapmayı” dedi. Ama iyi ki onun istediği şeyi yapmışız. Çünkü ilk yönetmenliği olacaktı ve gerçekten istediği bir şeyi yapıyor olması önemli. Mesela hâlâ o kadar heyecanlı ki en ufak bir yazı bile çıktığında…

  • Oyunlara geliyor mu sık sık peki?

Cemal: Bodrum’da dizi çekiyor, gelemiyor; o yüzden mesajlaşıyoruz nasıldı, nasıl geçti diye? (gülüşmeler) Çok tatlı yahu…

Nergis: Bir tane tweet ya da bir yazı görse bile inanılmaz heyecanlanıyor.

Cemal: Şimdi ben de yoklamaya başladım “Hocam yazın ne yapıyorsun?” diye 😉

  • Sinema? Gerçi Uğur Bey anlattı ama sinema sitenizde de var diye geçiyor, ne zaman böyle bir şey göreceğiz? Galiba Sofa’da olacak.

Nergis: Evet, ama burası seanslı bir sinema olmayacak. Özel gösteriler, belki yönetmen haftaları…

  • Belki keşif sineması da olur burada. Olmaz mı?

Nergis: Zaten öyle bir hayal var; ayın kısası, ayın keşfi gibi hayaller de var da, onun için tabii, daha teknik olarak donamımız tam değil. Projeksiyon mu deniyor? Ona ne dendiğini bilmiyorum ben. O malzeme sanırım biraz maliyetli bir malzeme, sinema olacak biz onu edindiğimiz zaman.

Uğur: Şu anda bir projeksiyon kullanıyoruz burada ama… (Röportajımızın gerçekleşmesini sağlayan Uğur Bey devreye giriyor burada, başından beri bizi dinleyen Uğur Bey)

Nergis: O yeterli değil.

Uğur: 2017 sonu, umarım yeni sezona; öyle bir şey. Çünkü, konuştuk gerçi Aralık’ta açıldı burası ve sadece tiyatroya yönelik bir yatırım var. Sinema biraz ertelenmiş durumda…

  • Ama sonuçta hayallerin içinde.

Uğur: Burası film izlemek için muhteşem bir yer bence; 70 kişilik bir salon ama sinema konumuna getirildiğinde 110 kişi falan olabilir.


Nergis:
Evet tabii buranın tasarımı tamamen seyyar zaten. Bir de butik sergi hayalimiz var, bunların içinde bu kata dair planlarımız var. Şimdi o perdeleri yaptırıyoruz. Mesela, burada sergiler olacak her ay ve akşam oyun oldu ya da organizasyon oldu, o perdeler çekilecek o serginin üstüne ve o ay içinde, işte bu ayın sergisi yukarıda belki fotoğraf mı resim mi artık neyse, o asılı olacak ve insanlar gün içinde de inip burada o sergiyi gezebilecekler. Yani sinema, sergi sonra da…

  • Sabah sergi, öğle sinema, akşam tiyatro gibi…

Nergis: Evet. Onun için biraz daha “Aa, orada sahne mi vardı?” duygusunun da yerleşmesi gerek. Belki biraz daha adım adım gitmek. Bunların hepsine evet, çoğunu da gerçekleştirdik, şükür. Bayağı gerçekleştirdik.

Cemal: Yani işte kültür sanat yapım merkezinin altı dolmuş oluyor o zaman.

  • O kadar, sitede yazan şeyler burada olmuş durumda…

Cemal: Sanatın her dalına ev sahipliği yapsın diyoruz. Yazar arkadaşlarımız geliyor, senarist arkadaşlarımız yukarıda oturuyor; sığınmaya geldik buraya deyip oturuyorlar işlerini yazıyorlar. Çok güzel müzisyen arkadaşlarımız geliyor kafalarına göre çalıyorlar. Gelip kitabını okuyan var.

Nergis: Bu kısımları çok güzel.

Cemal: Çok hoşumuza gidiyor. Daha da iyi olacak.

  • Elbette.

Cemal: İlk zaman anlaşılmadı biliyor musun; yani açtık burayı, kabare mi ne diye turistler geldi.

Nergis: Evet, turistler çok sevdi. İlk zamanlar müze gibi “Aaa” diyorlardı ;)))

  • Biraz da öyle bir enerji vardı yukarıda.

Nergis: Zaten oranın havası Londra’daki pub-tiyatrolar ve Fransa’daki  o eski kabareler gibi.

  • Ne kadar özendiğimiz bir şey oluyor o, değil mi? Mesela gidiyoruz orada oyun seyrediyoruz ve oyuncular makyajlarıyla böyle yarım yamalak çıkıp hemen oraya giriyorlar ve işte o an tam taşra gibi oluyor. Fikir olarak. Sizin taşranız gibi. İç içe, yan yana… Seyircisinin yanına hop diye oturuyor. Ben ona inanamamıştım. Biraz önce sahnenin üzerinde adam, sonra pub’da okuyor sabah “Hello my friend”,  tak oturuyor yanına, bir şeyler ısmarlıyorsun başlıyorsun konuşmaya… Önce oyunu konuşmakla başlıyorsun altı dakika sonra “Biliyor musun ben de oyuncuyum” filan darken…

Cemal: Bambaşka yerlere gidiyor. Şimdi bize soruyorlar mesela “Nerede görüşebiliriz, kulis nerede?” diye. Diyoruz ki “Oyuncularımız birazdan çıkacaklar, isterseniz teras kısmında görüşebilirsiniz.” Oturuyorlar insanlar seyircileriyle birlikte. Daha güzel, daha samimi. 

  • O mesafeyi, aslında zannedilen o mesafenin bir mesafesizlik olduğunu anlatmanın, hem de işinizi yaparak anlatmanın bir yolunu bulmuşsunuz aslında. Peki bu kadar yazmaktan bahsedince, ama böyle oyun yazarı tabii; oyun yazarı da olabilir ama şey gibi, işte var ya bu adam olmasaydı dünya çok boktan bir yer olurdu falan dediğiniz yazarlarınız var mı? Vardır tabii.

Cemal: Kafka.

  • Dan diye söyledin.

Cemal: Kafka. Haldun Taner zaten. Sonra Ferhan Şensoy… Ben öyle gidebilirim yani, daha söyleyeyim mi? Nazım Hikmet.

Nergis: Benim için Jean’dır. Hem tezimde zaten okulda, burada da bir tane Jean Genet mutlaka yapmak istiyorum. Benim için evet o çok önemlidir. Oyun yazarlarından da bir sürü var…

  • Tiyatro yazarı olmayan yazarlarınız kimler?

Nergis: O yüzden Jean diyorum zaten.

  • Cemal sen zaten, Kafka’yı öyle bir çıkardın ki içinden yani. Benimki Murakami, ben hep söylüyorum. Yani önce bana yazıyor, benim için yazıyor; ben “Tamam tatlım, bu da çok güzel olmuş bastırabilirsin” dediğimde de… Gerçekten bence böyle. Ben onun sevdiği ve ilk yazışta sadece onun için yazdığı okuruyum ama o benim kim olduğumu bilmiyor maalesef. Ama bana yazıyor. Bu dünyada olduğumu biliyor ama kim olduğumu bilmiyor. Henüz 😉

Nergis: Aaa ne güzel, nefis.

  • Şimdi, mesleki olmak zorunda değil tamam mı bu sorumun cevabı. Böyle yaptığına çok şaşırdığın, mesela bu görünen bir şey de olabilir görünmeyen bir şey de, nasıl yaptım dediğiniz  bir şeyle, hâlâ hayata geçmediği için şaştığınız, bu da bir nedenle olmuyor dediğiniz şeyler var mı? Şaşkınlıklarınız yani. “Bu olmuş ama hakikaten bu nasıl oldu ya” dedikleriniz… Bence Taşra Kabare öyle bir yer.

Cemal: Ben de tam onu düşünüyordum. Daha dönüp bakmaya fırsatımız olmadı ama benim için gerçekten burası yani.

Nergis: Mesela Cemal hiçbir şeye şaşırmıyor, ben ona şaşırıyorum.

  • Bu çok enteresan bir cevap Cemal…

Cemal: Evet.

Nergis: Tamamen, hiç mesleki bir şey değil tabii çok magazinel bir şey söylüyorum şu an sana, o da neden? Hani böyle bir yeri yaparken inşaat ya bu mesela? O sırada senin oyuncu olmanın hiçbir önemi yok ya da başka bir mesleğin, tabii burada bir sürü şeyle uğraşıyorsun. Elektrik, inşaat, bir sürü insan, bir sürü usta ve ben mesela aksilik yaşadığımızda, ben de teyzem de çok şaşırıyorduk, şimdi o Almanya’dan geldiği için hiç inanamıyor zaten.

  • Zaten onun şaşırması için inşaat olmasına gerek yok burada. O sokakta yürürken de şaşırabilir.

Nergis: Kadın buradan evlenip gitmiş artık 36 sene yaşamış orada ve inanamadı yani o mutfağa mesela kurulurken, diyor ki “Nasıl olmaz, Nasıl bu kadar zor olabilir?”… Nasıl olacağını anlatmaya çalışıyor filan hani…

  • Bir de Almanya’dan geliyor ya? 😉

Nergis: Hâlâ şaşırıyor gelene gidene, olana bitene ama mesela Cemal hiç şaşırmıyor.

  • “Olur öyle” diyordur Cemal bence. Bana öyle geliyor.

Nergis: Ben de onun şaşırmamasına şaşırıyorum. Evet, teyzem kadar yoğun değilim, evet olabilir böyle şeyler diyorum ama şaşırıyorum ben hâlâ.

  • Ama bir şaşırıyorsun yani…

Nergis: Evet. Bir de biz buraya gelen herkese, evet yahu bak bir de uzun zamandır ilk defa sana bu kadar uzun anlatıyoruz. Bir ara çünkü durdurmuştuk bu anlatma meselesini. (Üçümüz aynı anda konuşuyoruz. Daha doğrusu onlar birbirlerini tamamlayarak konuşuyorlar, ben araya giriyorum; öyle bir güzel, öyle bir zaman kavramını unutturan sohbetteyiz hâlâ…)

Cemal: Çünkü anlamıyorlar.

Nergis: Çünkü çok röportaj yaptık, mekan olmadan da yaptık. Yani mekan olmadan önceki röportajlarımız, olduktan sonrakiler; taşra nedir kabare nedir, kabare sizin için filan soruları, bunlar bizim için aynı. İlk başlarda buraya gelen herkese anlattık. Ve bir saat sürüyordu ilk zamanlar, sonra indi yarım saate; şimdi bir dakikada anlatıyor Cemal; ben anlatamıyorum çünkü anlatıyorum anlatıyorum duygudaşlık kuruyorum, çünkü buraya sponsor arayışımız filan bunların hepsi oldu yani… Bir tek onlara değil, onlara da anlatıyoruz başkalarına da anlatıyoruz derken darken baktım insanlar “Çok güzel” deyip sonra yani pırıltı yok gözlerinde…

Cemal: “Siz orada ne yapacaksınız?”

Nergis: Ee anlatmıştık ya bunu! “Ha tamam” diyor. Ee başka bir şey yok ki anlatacak, bir saat anlatmışım neyi dinledin sen acaba? Sonra bir dakikaya indirdi Cemal, bir dakikada özet anlatıyor artık. (Vallahi bana uzun anlattı, tadını çıkara çıkara, ben de ağzım beş karış açık dinledim. Dinlerken de hep diledim, diledim ki buranın da aşklarının da ömrü sonsuz olsun)

  • Cemal zaten bence, ikiniz bu anlamda biraz farklısınız; yani o daha aslında, nasıl desem tamamen benim hissim bu şimdi, içlerinde o şeyi yaşarlar da o biraz daha, “Olur öyle tatlım, bu halledilir” derler, Cemal biraz böyle biri gibi bence. Sen de hiç şaşırmayan Cemal’in şaşırmasına şaşıran bir Nergis. Peki şimdi mesela 20 yaşındaki Nergis ve 20 yaşındaki Cemal Taşra Kabare’nin önünden geçiyorlar ama burası sizin değil, tamam mı? Ve böyle bir dakikada anlattığı gibi Cemal’in mekanın hikâyesini de dinlediniz…

Nergis: Kapının önünde yatardım ben, net!

Cemal: Ben girer çalışırdım.

Nergis: “Benim yapabileceğim bir şey var mı?” derdim.

Cemal: Salça olurdum kesin.

  • Salça olur muydun hemen? “Abi iş var mı burada bana? Para filan da istemiyorum.”

Nergis: E zaten anlattığın Ferhan Şensoy’un o gemi meselesi zaten zamanında, 60’larda filan Beyoğlu’nda ufak ufak; ben biraz da mesela çok dönemci bir insanım…

  • Belki bu yeniden başlayacak sizinle.

Nergis: Hem iş yaparken, hem de o hâli çok seviyorum ben. Cemal de sever. Biz eski seviyoruz, ikimiz de…

  • Yukarısı da öyle…

Nergis: Yani çok seviyoruz eskiyi ve zaten onu yaratmaya çalıştık, o yüzden kapısında yatardım. (Röportaj öncesi Ferhan Hoca’nın gemide yaptığı yüzen kabareyi konuştuğumuzdan aklımıza o geliyor birden; konular konulara, kapılar kapılara açılıyor) Keşke şimdi olsa gemide kabare mesela, bana onu Cemal izletti…  O duygu yani, işte bu yüzden yatardım kapısında buranın.

  • Peki kendinizi dışarıdan görseydiniz o yaşınızdaki hâlinize söylemek istediğiniz bir şey olur muydu? Bütün bu aradaki yıllarda pişmanlıklarımız oluyor ya elbette çok doğal olarak, hani böyle “Nergis pişt, baksana bir” yapıp çağırıp, bir şey söyler miydin kendine?

Nergis: Hayatıma dair çok şeyler söylemek isterdim fakat kendime artık haksızlık yapmayacağım. Ben 19 yaşında girdim okula, Dil-Tarih mezunuyum; 15 yaşında Bursa’da gençlik tiyatrosundaydım. 15 yaşında bir arkadaşım kursa gidiyordu, beni elimden tuttu sonra o bıraktı ben devam ettim hatta. Öyle hiç bilmediğim bir şeyle karşılaşmıştım ilk gittiğimde de. Bir ara kendi kendime küstüm, okumayacağım dedim, sonra geri döndüm. 19 yaşıma girdiğim günden itibaren bu mesleği, meslek bile demiyorum buna; bu yaptığım şeyle ilgili hiç haksızlık etmedim kendime. Hep yapmak istediğim şeyi yaptım, hep istediğim şeylerde oynadım ve hayallerimi de gerçekleştirdim. Bu konuda, bir tek tiyatro değil bu sinemada da bir gün böyle bir şeyde oynayacağım ve ödül alacağım demiştim kendime daha çok küçükken, yani ödülün ne önemi var ama büyük resimde yazmışım kendime, o yüzden kendime hiç haksızlık etmiyorum.

  • Evet evet, çok iyi anlıyorum ne demek istediğini, çok iyi anlıyorum. 

Nergis: “Aferim kız, hadi yürü” diyorum.

  • “Aferin kız” diyorsun yani? Ben ilk defa böyle bir cevap alıyorum. Değil mi yani, daha önce hiç kendi 20 yaşına aferin devam diyen? Değil mi Güney?

Nergis: Çünkü 19 yaşına girdiğimde ara da bir küstüm…

  • Bir gurur yaptın yani…

Nergis: Evet. Okulda da, yani Dil-Tarih kuram ağırlıklı bir okuldur; her dönem bir oyunculuk hocası değişir. Yine gelsem mesela, yine orada okurum ben. O yüzden kendime haksızlık yapmayacağım.

  • Bence de yapma.

Nergis: Ne istiyorsam onu yaptım. Ne hedefliyorsam onu yaptım; bunun sırrı, ben bir kariyer planı yapmadım hayal kurdum çünkü.

  • Sen bir şey demek istiyor musun 20 yaşındaki haline? O Cemal’e bir şey diyor musun? Şimdi burada çalışmak isteyen Cemal’e yani…

Cemal: Bayağı onu alırdım işe…

  • “Gel bakalım buraya, burada iş var” diye…

Nergis: Ama çok hayallerinin peşinden giden bir adamdır.

Cemal: Aynen aynen. Ki şimdi şöyle bir durum var, 20 yaşındaki Cemal burada; Feridun Ağabey’den bahsettik ya demin, sahne amiri, ben onun yanında çıraklık yaptım hani.

  • Kenterler zamanında…

Cemal: Evet.. 

Nergis: Ve Feridun Ağabey’e sorsanız ona zaten böyle bir şey yapmak istediğini söylemiş.

  • Ve Feridun Ağabey o sırada da inandı sana ve şu anda da burada sizinle.

Cemal: Dükkanı bulduk ya. Bir Feridun Ağabey’i çağırdık, “Buradan sahne olur mu?” diye, Uğur’lar geldi iki, bir de bu mimar arkadaşım, üç kişiye gösterdik bu bahsettiğim Almanya turnesinden önce. İkinci aşamada da yine Feridun Ağabey’i çağırdık, dedik “Hani sen bugüne kadar abilik ustalık yaptın, biz buraya gireceğiz ama biz buraya girersek bize yine abilik yapar mısın? Bu Sofa’yı sana emanet edebillir miyiz?” dedik. “Tabi” dedi, “canımla başımla beraber” dedi geldi şimdi Sofa onda. Ben okul zamanı onlarla turneye giderdim, “Abi işte bir gün şöyle olacak, böyle olacak” derdim, en sonunda geldi “Vay oğlum, anlattığın şeyi yaptın yani” dedi, bu bana yetiyor. Şimdi de güzel kardeşlerimiz var, oyuncu arkadaşlarımız; işte biri askerden geldi çalışıyor burada, Selim ışığımızı yapıyor. Bir tanesi hem okuyor hem garsonluk yapıyor yukarıda; işte o kapının önünden geçen Cemal’ler, o Nergis’ler burada…

  • Evet anladım. Şimdi bir tane sofra hayal eder misiniz benim için? Bu sofrada kaybettikleriniz olabilir; böyle bunların arasında Kafka olabilir senin için Cemal. İki ayrı cevap istiyorum ben. Cemal’in sofrası, Nergis’in sofrası gibi.. Mesela gelsinler Taşra Kabare’ye. Kime veya kimlere yemek yapmak, kiminle sohbet etmek ya da kimlerin sohbetini dinlemek istersiniz? Kimler var sizin hayali sofranızda?

Nergis: Hemen söyleyebilirim ya… Tezer Özlü benim için; Jean Genet, Sabahattin Ali, Shakespeare gelebilir, gelsin.

  • Şu anda şahane bir masa oldu.

Nergis: Çok güzel soruymuş ya!

  • Bence mutlaka teyzen de olmalı.

Nergis: Tabii tabii, ben önce şeylere gittim… Tenessee Wiliams gelsin. Cemal olsun, teyzem olsun, eniştem olsun; ben bir de bu masada dedelerimin olmasını isterdim çünkü ben hiç tanımadım onları ve hep onlara dair bir takım hikâyeler duydum. Biri 32 diğeri, 27 yaşında ölmüş; onların ikisinin de olmasını isterdim. Hayatta sevdiğim bütün arkadaşlarımın olmasını isterdim. Oğlumun olmasını isterdim ama oğlumun 15 yaşında olmasını isterdim.

  • 10’da da oluyor. Kavin şimdi 10 yaşında.

Nergis: Çok güzel soruymuş bu. Kimden, senden mi çıktı?

  • Hı hı.

Cemal: Çok güzel soruymuş cidden.

Nergis: Nefis soru. Bu kadar değil ama bu kadar olsun.

  • Bu hâliyle çok iyi zaten…

Cemal: Benim bütün sevdiklerim…

  • Kafka var mı?

Cemal: Tabi olmaz mı? Sonra Beckett’i isterim.

  • Kafka ve Beckett, onları yan yana oturtmayalım.

Cemal: İonesco da gelecek.

Nergis: İonesco benimkine de gelsin.

Cemal: Münir Özkul’u isterdim. Woody Allen olsun bize müzik yapsın.

  • Woody konuşmasın ama…

Cemal: Tabii ben Muhsin Ertuğrul’u da görmek isterim orada, Haldun Taner de olsun.

Nergis: Ferhan Şensoy da olsun istersin sen kesin. Gelmez ama…

Cemal: Evet. Metin Akpınar zaten masaların kralı…

Nergis: Sen oturdun mu hiç?

  • Oturdum. Gerçek o, anlatılıyor ya sohbet sabaha kadar sürüyor falan; ne kadar sürebilir diyorsun bak böyle oluyorsun “Abi eve gidebilir miyim?” diyorsun, “Yok yahu ne olacak, ne güzel oturuyoruz” diyor. O hiç uyumuyor. Gidiyorsun her türlü gündelik işini hallediyorsun geri dönüyorsun, orada ;))

Nergis: Bravo.

  • Yavaş yavaş, minik minik, ağır ağır ama… Şimdi Cemal’in de sofrada gün dönüyor; Kafka, İonesco filan bir uyuyorlar sonra yine oturuyorlar masaya; eğer Metin Ağabey masadaysa…

Cemal: Biz oturuyoruz.

  • Evet, senin davetin, kesinlikle oturuyorsun.

Cemal: Müslüm Baba da olsun isterdim.

  • İşte bak, Taşra Kabare’nin zaten…

Cemal: Müslüm Baba çok kral adam… Ve tüm sevdiklerim; işte Bergen ve Esengül…

  • Bergen ve Esengül…

Cemal: Kibariye’yi unutuyorsun.

Nergis: Bergen ve Esengül olmazsa olmaz.

  • Acaba Shakespeare ile ne konuşurlardı?

Nergis: Efsane masa oldu benimki ya…

  • Belki rüyanda görürsün şimdi.

Nergis: Evet yahu, bir ara Shakespeare benim rüyalarıma giriyordu, biliyor musun? Uzun süre.

Cemal: Peki sen kimleri isterdin? (İlk defa en sevdiğim soru bana soruluyor, tam o an; hiç düşünmeden veriyorum cevabımı, benim sofram iki kişilik, en azından ilk gece iki kişilik; sonra sayıyı çok artırıyorum elbette hayalimde)

  • Şey ben, Savaş Hoca’yı (Dinçel) isterdim. Onunla sabaha kadar konuşmak isterdim. Benim sofram da çok kalabalık ama ilk önce o gelsin isterdim, konuşulacak çok şey var onunla… Peki son, gerçekten son ama o kadar güzelsiniz ki… Böyle yeni bir yaşama inansak, hani dünyaya çok kereler geldiğimize filan, ben bazen kendime saçmalama diyorum ama olsun. Saçmalasak beraber? Tamam böcekler bizi her halükarda yiyor da… Hani mesela bir şey olmuş ve bundan sonraki hayatınız, çat diye tekrar bebeklikten başlayacak? Dünyanın neresinde ne yapmakta olan biri olmak isterdiniz? Eğer senin elinde böyle bir seçme lüksü olsa?

Nergis: Bir yüzyıl filan geriye gidiyorum ben. Nerede olduğum, ne yaptığım önemli değil. Kendimle ilgili böyle bir şeyim var.

  • Yanlış bir yüzyılda yaşadığını mı düşünüyorsun?

Nergis: Evet.

  • Anlıyorum bu düşünceyi. Çünkü ben de böyle hissediyorum Nergis, aynen böyle. 2000’ler filan değil de böyle 1800’ler filan mı?

Nergis: Böyle bir kule görüyorum ben. Şey de olabilir bu, kız çocuklarının perilere inanma hikâyesi de olabilir ama bizim çocukluğumuzun zamanında öyle çok peri kızları falan yoktu ortalıkta. Hani öyle çok çizgi film filan da yoktu. Ne bileyim…

  • Aynen.

Nergis: Ama orada olmak isterdim. Oralarda. Şu andaki yaşantımla ilgili zaten söyledim, yine gelsem yine burada olmak isterim diye; o yüzden mistik bir şeyler, kuleli bir şey… Hem ben zaten hep oradayım, 1800’lerde bir yerde.

  • Anladım.

Cemal: Çok romantik bir cevap vereceğim. İlk suçun işlendiği döneme gitmek isterdim.

  • Neymiş o?

Cemal: Habil ile Kabil diyorlar ya, onlardan biri olmak isterdim. “O suçu keşke işlemeseydik de her şey bu kadar kötü gitmeseydi” demek isterdim… Anlatabiliyor muyum? Öyle bir dert benimki de.

  • Bütün insanlık tarihini değiştirmek istedin yani, hepimizin her şeyini değiştirmek istedin..

Nergis: Madem öyle bir gücün var…

  • Bu bilgiyle donanımlı olarak gittiğin için suçu işlemiyorsun ve her şey yoluna giriyor Cemal…

Nergis: Durun siz kardeşsiniz…

  • Ya ben çok teşekkür ediyorum size. Sizin eklemek istediğiniz, şunu söylesek iyi olurdu dediğiniz bir şey var mı?

Cemal: Çok tatlısın, çok güzel sorular, çok teşekkür ederiz.

Nergis: Çok güzel bir sohbet oldu…

  • Harikasınız, oyunum çıkar çıkmaz buradaki tüm oyunlara geleceğim. Şimdi bir dakika yalnız, Güney’im; her zamanki paniğim tabii benim. Evet, kırmızıya basıyorum, değil mi?

İlginizi çekebilir...

Facebook Comments